Daha birkaç gün önce dünya çapında bilimsel araştırmalar için verilen çok önemli ve sahip olduğu prestijiyle bilinen Nobel Ödülünün 2024’teki sahipleri açıklandı. 1901 yılından günümüze dek İsveçli mucit Alfred Nobel’in vasiyeti üzerine her yıl fizik, kimya, fizyoloji(tıp), edebiyat, barış ve ekonomi bilimleri gibi altı alanda ödül alanlar açıklanmaktadır. Böyle bir ödülün verilmesinin nedeni ise insanlık yararına üstün çaba gösterenleri ödüllendirmektir. Nobel Vakfı ise bu uygulamadan sorumlu organizasyondur. Biz ise bu yıl ekonomi bilimi alanındaki ödüllere odaklanacağız. Sizce ekonomik refahın kurumlar ile ne gibi bir bağlantısı olabilir?
Bu yıl ekonomi alanında ödül kazananlar pek de şaşırtıcı değildi. Özellikle Türk iktisatçı Daron Acemoğlu iktisadi refah ve kalkınma konusundaki olağanüstü araştırmalarıyla tanınıyor. Ayrıca, o ve diğer ödül sahiplerinden biri olan Simon Johnson Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde meslektaşlardır. Daron Acemoğlu bir keresinde ekonomiye ilgi duyduğunu ve gençlik yıllarında buna bir tutku beslediğini daha sonra ise sevdiği ilgi doğrultusunda birlikte çalışabileceği bir “kayıp ruh” bulduğunu ifade etmişti. Bu yılki ödül, ülkeler arasında refah açısından neden bu kadar büyük farklılıkların olduğuna dair içgörüleri içermesi nedeniyle verildi. Bu içgörüleri yansıtan önemli bir açıklama ise toplumsal kurumlardaki kalıcı farklılıklardır.
Neden Bazı Ülkeler Zenginken Bazıları Yoksuldur?
Araştırmalar, dünyadaki en zengin ülkelerin yüzde 20’sinin en fakir ülkelerin yüzde 20’sinden yaklaşık 30 kat daha zengin olduğunu göstermektedir. Peki bunun nedeni nedir ve neden en fakir ülkeler en müreffeh ülkelere yetişemiyor? Bu soruya yanıt arayan bilim insanları toplumsal kurumların içerisindeki kalıcı uçurum ve farklılıklara dair tatmin edici belirtiler buldular. Ancak belirtilere ilişkin kanıtlar ortaya koymak bu noktada pek kolay değildir. Çünkü toplumsal kurumlar ve sağladıkları refah arasında bir korelasyon olsa bile birinin diğerine mutlak neden olduğu söylenemez. Zengin ülkeler yoksul ülkelerden birçok hususta -sadece sahip oldukları kurumlar açısından değil- değişiklik göstermektedir .Bu nedenle hem refah seviyelerine hem de toplumsal kurumlarına yön veren başka faktörler olmalıydı. Ayrıca refahın toplumsal kurumları etkilemesi yerine tam tersi olması da mümkündür. bu sorunun üstesinden gelmek için ödül sahipleri, bu soruların cevaplarını bulmak amacıyla yenilikçi ampirik bir yaklaşım benimsediler.
Bu araştırmanın başka bir sonucu ise bazı ülkelerin sömürücü kurumlar nedeniyle kapana sıkıştığı ve kapana sıkışmaktan kaçmanın zor olduğudur. Açıklayıcı olması açısından, sömürücü kurumlar küçük bir elit grubunun yararı için nüfusun çoğunluğundan zenginlik ve kaynak sızdırmak üzere tasarlanmış sistemler, yapılar veya politikalar anlamına gelir. Bu kurumlar çoğu zaman kamu yararına kapsayıcı siyasi temelden yoksundur. Ve bu da eşitsizliğe ve az gelişmişliğe yol açmaktadır. Ancak, yoksul ülkelerin bu durumu değiştirip yeni kurumları oluşturma şansı da var. Belirli durumlarda bir millet miras aldığı kurumlardan ayrışarak demokrasi ve hukukun üstünlüğüne ulaşabilir.

İki Şehir Örneği
Daron Acemoğlu ve James A. Robinson’un “Ulusların Düşüşü” adlı çalışması iki şehir örneğini ele almaktadır. Nogales adı verilen bu bölge iki ülkenin yani ABD ve Meksika sınırları arasında yer almakta ve şehir çitlerle ikiye ayrılmış durumda. Nogales sakinlerinin kuzey kesiminin ortalama yaşam süreleri uzun ve burada bulunan çocukların çoğu lise diplomasına sahip. Ve yapılan serbest seçimler, bölge sakinlerine memnun olmadıkları politikacıları değiştirme fırsatını sunmaktadır.
Ve eğer Meksika’daki Nogales’in güney kısmına bakarsanız, burada yaşayanların genellikle çitin kuzey tarafına göre daha fakir olduğunu görürsünüz. Yaygın organize suç tehditinden ötürü buranın vatandaşları için iş kurmak zordur. Ayrıca yozlaşmış politikacıların kusurlu demokratik sistem nedeniyle ortadan kaldırılması bir o kadar zordur. Öyleyse soru şu: Neden aynı şehrin bu iki yarısı bu kadar farklı yaşam koşullarına sahip? Coğrafya, doğal kaynaklar ve iklim açısından elbette hiçbir fark bulunmuyor. Hem iki topluluk da benzer tarihsel köklere sahip. Çitin her iki tarafında da insanlar aynı yemekleri yiyor ve benzer türde müzikleri dinliyorlar.
Yazarlara göre bu sorunun cevabı kurumlardadır. Şehrin ABD tarafında bulunan insanlar, daha kapsamlı fırsatlar sunan daha güçlü bir ekonomik sistemin bir parçası. Çitin güney kısmında yaşayanlar ise o kadarda şanslı değil. Çünkü Meksika daha zayıf bir ekonomik yapıya sahip ve tam olarak güvenilir bir siyasi sisteme sahip değil.
Önceki Kuramlar
Bu yılın ödül sahipleri, dünya genelinde mevcut zenginlik eşitsizliklerine ilişkin daha önce yapılan açıklamalara yeni bir boyut kazandırdı. Bunlardan biri coğrafya ve iklimle ilgili olan teoridir. İslam filozofu İbn-i Haldun’un klasik eseri Mukaddime’nin yayımlanmasından bu yana, daha ılıman iklim bölgelerindeki ulusların tropik bölgelerdekilere göre ekonomik açıdan daha üretken olduğu yaygın olarak kabul edilmektedir. Buradaki korelasyon şöyle açıklanabilir, ekvatora yakın ülkeler daha yoksulken Ilıman kuşak toplumları daha zengin. Ancak ödül sahipleri yaptıkları araştırmalar ile bunun iklimden daha fazlasına bağlı olduğunu savunuyor. Eğer bu doğru olsaydı, talihin büyük ölçüde tersine dönmesi söz konusu olmazdı. Bunun yerine, toplumsal kurumlar daha sıcak ülkelerin neden daha yoksul olduğunu açıklamada kilit bir rol oynamaktadır. Hatta bazı kuramlar ulusların refahının doğal kaynaklardan geldiğini iddia ediyor ancak modern ekonomik uzlaşmada bu her zaman doğru olmamaktadır.

“Tarih boyunca bir çok ulus fiziksel yenilgilere uğramıştır, fakat bu yenilgiler hiç bir zaman ulusları yıkamamıştır. Ulusların sonunu getiren yegane sebep psikolojik yenilgi olmuştur.” -İbn-i Haldun
Bu Araştırmalardan Neler Öğrenebiliriz?
D.Acemoğlu, S. Johnson ve A.Robinson açık bir nedensellik zinciri tespit ettiler. Kamuyu sömürmek için tasarlanan kurumlar uzun vadeli ilerlemeye zarar verirken, temel ekonomik özgürlükleri ve hukukun üstünlüğünü tesis edenler faydalı olmaktadır. Siyasi ve ekonomik kurumlar aynı zamanda uzun ömürleriyle de bilinir. Sömürücü ekonomik sistemler yönetici sınıf için kısa vadeli çıkarlar yaratsa bile, daha kapsayıcı kurumların, daha az sömürünün ve hukukun üstünlüğünün uygulanması herkes için uzun vadeli faydalarla sonuçlanmaktadır. Kurumların refahı nasıl etkilediğine ilişkin bulguları, demokrasiyi ve kapsayıcı kurumları teşvik etmeye çalışmanın ekonomik kalkınmanın desteklenmesinde ileriye doğru atılmış çok önemli bir adım olduğunu öne sürüyor. Bu kuruluşlar yatırımı teşvik ederek, geniş katılımı artırarak ve piyasa gücünden yararlanarak ekonomik kalkınmayı desteklemektedir.. Yani çözüm tam önümüzde. Sömürgeci geçmişten günümüze, refahın yaratılması için kapsayıcı sosyal ve ekonomik yapıların inşa edilmesi ve korunması gerekmektedir. Uzun vadeli araştırmalar, otokratik yönetimlerin büyümeyi hızlı bir şekilde artırabildiğini, ancak bunu sürdürme açısından zorlandığını gösterdi. Acemoğlu, “Demokrasiler zor bir süreçten geçiyor” dedi. Ve bir anlamda daha iyi yönetim, daha net bir yönetim ve demokrasi vaadini geniş bir yelpazedeki insanlara ulaştırma gibi yüksek bir zemini geri kazanmaları oldukça önemli olduğunu ifade etti.
*daha fazlasını okumak için yazının kaynaklarına göz atınız.
Bu makaleyi yazarken; araştırmayı geliştirmek, netliği artırmak ve genel kompozisyonu düzenlemek için çeşitli yapay zeka araçları kullanılmıştır.
*Yazıyı ingilizce orjinal dilinden çeviren: Hacı Koçhan



