Yeşil Ekonomi Anlayışı ve Türkiye’deki Yansımaları

Tolga Karakaya, Hacı Koçhan

Yeşilci Ekonomi Anlayışı Nedir?

Yeşil ekonomik disiplin, sürdürülebilir kalkınmayı ve çevre dostu ekonomik büyümeyi teşvik eden bir yaklaşımdır. Amaç, doğal kaynakları korumak, karbon emisyonlarını azaltmak ve yenilenebilir enerji kullanımını arttırmaya yöneliktir. Aynı zamanda ekonomik faaliyetlerin çevresel etkilerini minimize etmeye odaklanarak uzun vadeli ekonomik refahı ve ekolojik dengeyi sağlamaya çalışır.

Son bir asırlık tarihi domine eden neo-klasik iktisat anlayışına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkma sebebi bir karşı gelme olsa bile tam anlamıyla karşıt bir anlayışa sahip değildir. Bir çok temel konuda neo-klasik iktisat ile fikir birliği içindedir.

Yeşilci ekonomi çok disiplinli düşünme şekli sebebiyle hem sosyal hem de politik açılardan analiz yapabilmeyi mümkün kılıyor. Ayrıca bu yönü sayesinde daha detaylı ve uzun dönemli çözümler üretebiliyoruz. Temelde yeşilci iktisadın ana gayesi hem doğa hem insanlık hem de tüm canlılar alemi için faydalı bir iktisadi disiplin geliştirebilmektir. Tüm bunların yanında; özgürlük, demokrasi, sosyal katılım ve adaletin gelişimi konularında kapsayıcı bir yaklaşıma sahiptir.

Ekolojik ve Ekonomik Önemi

İklim krizi acı bir gerçek ve yapılan hesaplara göre tahmin edilen olası etkiler şu şekilde sıralanıyor: Ortalama sıcaklıkların artması, 2100 yılına kadar deniz seviyesinin 88cm kadar yükselmesi ve (BM tahminlerine göre) her yıl 150 milyar dolara yakın maddi zarar. Yeşil ekonomik anlayışa göre ekonomik büyüme ve gelişme ancak doğaya katılan değer ile ölçülmelidir, kıyım ile değil. Bir diğer özelliği ise insanlara, doğaya, gezegenimize ekonomik üretim kaynakları olarak değil de paydaşlar olarak bakmasıdır. İktisadi denklemde sadece fiyat endişesi değil; avantajlar, dezavantajlar ve etkileri de yer almalıdır. Yeşilci ekonominin asıl önemli özelliği ise dogmalarla değil, akılcı ve duruma uygun bir düşünme biçimiyle hareket etmesidir.

Nasıl Uygulanır, İlkeleri Nelerdir?

Yeşil ekonomi anlayışı, sürdürülebilir kalkınma ve çevresel koruma ilkelerini temel alarak uygulanır. Bu disiplinin temel ilkeleri şunlardır:

  1. Doğal kaynakların verimli kullanımı,
  2. Eko-inovasyon ve yeşil teknolojilerin teşviki
  3. Yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş
  4. Atık yönetimi ve geri dönüşüm
  5. Biyoçeşitliliğin korunması ve ekosistemlerin restorasyonu

Uygulamada, hükümetler yeşil politikalar ve düzenlemeler geliştirirken, işletmeler çevre dostu üretim yöntemleri benimser. Tüketiciler ise sürdürülebilir tüketim alışkanlıkları edinir. Eğitim ve bilinçlendirme kampanyaları, yeşil ekonomi anlayışının toplumda yaygınlaşmasına yardımcı olur. Bu bütüncül yaklaşım, ekonomik büyüme ile çevresel sürdürülebilirlik arasında denge kurulmasını sağlar.

Türkiye’deki Uygulamaları

Türkiye’de tarihsel süreç içerisinde çevresel sorunların ve bu sorunların yarattığı etkilerin sürdürülebilir ekonomi politikalarındaki yeri, özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarında uygulamaya konulan kalkınma planlarında nasıl dikkate alındığı konusu, yeşil ekonomi anlayışının gelişimini anlamak açısından oldukça önemlidir. Bu inceleme, 19. ve 20. yüzyıl arasındaki hakim ekonomik sektörlerin gelişim ve dönüşüm mekanizmalarını ve yeşil sürdürülebilir ekonomik anlayışın tarihsel temellerini ortaya koymaya yardımcı olabilir.

Cumhuriyet’in erken döneminde, ekonomik kalkınma ve sanayileşme öncelikli hedefler arasında yer aldığı için çevresel sürdürülebilirlik genellikle geri planda kalmıştır. O dönemde Türkiye’nin ana odağı, tarımsal üretimi artırmak, altyapıyı geliştirmek ve sanayi sektörünü güçlendirmek olmuştur. Bu nedenle, çevreye duyarlılık ve sürdürülebilirlik kavramları kalkınma politikalarının merkezinde yer almamıştır. Ancak 3.Kalkınma Planının 4.bölümünde Kalkınma Politikalarının İlkeleri başlığı altında enerji, ormanların korunması gibi konuların yerel kalkınma projelerinde ele alınması, çevre bilincinin ilk adımları olarak değerlendirilebilir.

1930’lu yıllarda benimsenen devletçi ekonomi modeliyle birlikte sanayileşme ivme kazanmış, tarım ağırlıklı ekonomiden sanayiye geçiş hedeflenmiştir. Bu süreçte çevresel etkiler üzerine çok fazla vurgu yapılmamış olsa da, doğal kaynakların korunması ve verimli kullanılması gibi unsurlar kalkınma planlarının dolaylı bir parçası olmuştur. Özellikle 1960’lardan itibaren Türkiye’nin planlı kalkınma dönemine geçişiyle çevresel sürdürülebilirlik konuları daha belirgin hale gelmeye başlamıştır. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda (1963-1967) hızlı sanayileşme ve ekonomik büyüme hedeflenirken, aynı zamanda çevre kirliliğinin önlenmesi ve doğal kaynakların korunması gibi konulara da yer verilmiştir.

Yeşil sürdürülebilir ekonomi anlayışının Türkiye’de gelişimi ise esas olarak 1970’li yıllarda küresel çevre hareketlerinin (Sanayi sektöründe artan fosil yakıt tüketimi ve çevresel duyarlılığın ekonomi politikalarında daha görünür hale gelmesi) etkisiyle ivme kazanmıştır. Bu dönemden itibaren çevre bilinci artmış, çevre yasaları geliştirilmiş ve sürdürülebilir kalkınma politikaları giderek daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. 1980’ler ve sonrasında Türkiye’nin Avrupa Birliği ile uyum süreci de çevresel standartların yükselmesine ve yeşil ekonomiye geçiş çabalarının hızlanmasına katkıda bulunmuştur. Özellikle son yıllarda yenilenebilir enerji yatırımları ve iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik politikalar, Türkiye’nin yeşil ekonomi anlayışındaki gelişimini göstermektedir.

Bu tarihsel perspektif, Türkiye’nin çevresel sorunlara bakış açısının zamanla nasıl evrildiğini ve sürdürülebilir kalkınma yolundaki adımlarını anlamak açısından önem taşımaktadır.

Verilerle Türkiye’nin Durumu

yeşil ekonomi

Üstteki grafikte, Türkiye’nin artan nüfusu ve gelişen sanayisi gibi etkenler nedeniyle toplam elektrik tüketimi sürekli olarak artış göstermiştir. Yenilenebilir yollarla elde edilen elektrik ise ne yazık ki uzun dönemde istikrarlı bir artış gösterememiştir. Lakin 2015 yılından itibaren baktığımızda bu yöndeki yatırımların artmasının etkisiyle ciddi bir gelişme görebiliyoruz. Eldeki son verilere göre değerlendirdiğimizde gelecekte yenilebilir elektrik oranının daha da artacağını öngörmek mümkün.

yeşil ekonomi

Bu grafikte, 1990-2022 yılları arasındaki Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonları (mavi sütunlar) ve kişi başı sera gazı emisyonları (kırmızı çizgi trendi) gösterilmektedir.

Grafik, sera gazı emisyonlarının özellikle 2000’li yılların ortalarından itibaren hızla arttığını, Türkiye’nin sanayileşme ve ekonomik büyüme süreçleriyle sera gazı emisyonlarının yükseldiğini ortaya koyuyor.

Neler yapabiliriz? Ve Sonuç

Artık hepimiz iklim krizinin ciddiyetini kavramış bulunuyoruz ve bu konuda daha da bilinçlenmemiz gerekiyor. Gördüğünüz gibi bu yazıda sadece ülkemiz üzerinden konuşmuş olsak bile aslında global bir krizle karşı karşıyayız. Ve bu dünyada bulunan herkes sorumlu olmalı. Bizim yapabileceğimiz olabildiğince kendimizi eğitmek ve çevremizi bilinçlendirmek olmalı. Elbette ekonomilerimizi büyütmeliyiz ama bunu sürdürülebilir bir şekilde yapmazsak günün sonunda elimizde refah yerine kaos dolu bir gezegen olacak. Hükümetler için ekonomiyi büyütmek ve iş yaratmak aslında çok zor bir iş değildir. Asıl marifet bunu sağlıklı bir şekilde yapabilmekte. Sorunu çözmek için; oyunuzu, elinizi, aklınızı kullanın. Bir sonraki sefer daha güzel bir dünyada daha farklı sorunlar için çözümleri konuşalım.

kaynaklar

http://www.inderscience.com/storage/f835971241126101.pdf

Yıldız, Furkan. “Türkiye ve Yeşil Ekonomi.” (2022)

https://www.macrotrends.net/global-metrics/countries/TUR/turkey/fossil-fuel-consumption

https://www.researchgate.net/publication/324057936_The_Basic_the_Solid_the_Site-Specific_and_the_Full_or_Total_Index_of_Sustainable_Economic_Welfare_ISEW_for_Turkey_forthcoming_in_Environments

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top