İnterneti kullanmaya yeni başlamadıysanız şu meşhur karikatürü hatırlarsınız: ideolojik sistemlere göre devletin size ait olan ineklere ne yaptığı gibi bir örnek üzerinden kapitalizmin ne kadar vahşi olduğu anlatılmaya çalışılır. “Sosyalizmde devlet iki ineğinizi alır ve birini başkasına verir, komünizmde devlet iki ineğinizi de alır ve size sütünü verir, kapitalizm ise devlet iki ineğinizi alıp size sütünü satar” şeklinde bu üç ideoloji karşılaştırılır. Bizler de günümüzdeki düzenden tam anlamıyla memnun olmadığımız için bu örneği öylesine doğru buluruz ki buna inanmaya başlarız. Lakin bu ideolojiler ve onların geçmişleri hakkında biraz bilgi sahibi olduğumuzda gerçekleri görmeye başlarız.
İlk olarak 16. yüzyılda ortaya çıkan kapitalizm kelime anlamı olarak sermayecilik demektir. Esasında üretim araçlarının (fabrikalar, aletler, makineler, vs.) özel mülkiyetine ve bunların kar etme amacıyla kullanılmasına dayanan ekonomik bir sistemdir. Temelinde serbest piyasa vardır, bu da; rekabeti zorunlu kılan, alıcıların ve satıcıların bir araya geldiği ve her hangi bir şekilde ayarlanmayan veya bir güç tarafından yönetilmeyen bir piyasadır. Bir ürünün satış fiyatı üretim maliyetinden fazla olmalıdır ki artı değer oluşsun ve üretimin devamlılığı sağlanabilsin.
Kapitalizmde insanın ihtiyaçları ve arzuları sınırsızdır ve her zaman kendi çıkarını düşünür. Ve bu da nihayetinde iyi bir şeydir. Örnek olarak: Bir fırıncı sabah erkenden kalkıp ekmek yapıyorsa bu insanların karnını dert ettiği için değil, sadece para kazanmak içindir. Ekmekleri ne kadar güzel yaparsa o kadar fazla satabilir ve bu yüzden elinden geldiğince güzel ürünler üretmeye çalışır bu da o sabah ekmek yemek isteyen birinin işine gelir. Sonuç olarak her bireyin kendi çıkarını düşünmesi toplumun geneline fayda sağlar.
Kapitalizm temelinde şu prensipleri barındırır:
Özel Mülkiyet: Kapitalizmin temel taşı, bireylerin ve işletmelerin özel mülkiyet hakkına sahip olmasıdır. Araçlar, kaynaklar, toprak ve sermaye özel kişilere veya şirketlere aittir.
Serbest Piyasa Ekonomisi: Kapitalizmde, ekonomik faaliyetlerin büyük bir kısmı serbest piyasada gerçekleşir. Talep ve arz, fiyatları belirler ve rekabet, piyasanın düzenleyici gücüdür.
Kâr Motivasyonu: Kapitalizmde, bireyler ve işletmeler genellikle kâr elde etmeye yönlendirilir. Kâr, işletmelerin büyümesini ve bireylerin ekonomik refahını artırmak için bir motivasyon kaynağıdır.
Rekabet: Kapitalist sistemde rekabet önemlidir. Rekabet, kaliteyi artırmaya, fiyatları düşürmeye ve inovasyonu teşvik etmeye yöneliktir. Bu, piyasada etkinlik ve verimliliği artırabilir.
Serbest Girişim Özgürlüğü: Kapitalizm, bireylerin ve işletmelerin kendi girişimlerini başlatma ve işletme özgürlüğünü vurgular. İşletmeler, kendi stratejilerini belirler ve rekabet ortamında faaliyet gösterir.
Devlet Müdahalesinin Minimal Olması: Kapitalist sistemde, devlet müdahalesi genellikle minimal olmalıdır. Ancak, çoğu kapitalist ekonomi, devletin bazı düzenleme ve denetim görevlerini üstlendiği bir karışık ekonomi modelini benimsemektedir.
Kapitalizm; ekonomik büyümeyi ve refahı sağlamasıyla, insan doğasına olan yaklaşımıyla ve özgürlüğü temeline alan düşünce tarzıyla bugün en geçerli sistem olarak kabul ediliyor. Tabi ki en ideal sistem değil ama bir çok açıdan bakıldığında elimizdeki en iyisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu sonuca sadece kişisel görüşler ile ulaşmıyoruz. Tam aksine; zamanla yaşanan olaylara, toplumun değişimine ve gelişimine bakıyoruz. Kapitalizme bir çok eleştiri de yapılabilir ve yapılmaktadır da. Ama insanların doğru olmayan bir takım yaklaşımlarla kendi fikirlerine taraftar çekmeye çalışması eleştiri olarak kabul edilemez ve hiç bir zaman da iyi sonuçlar doğurmaz.
Sonuç
Kapitalizmi acımasız gibi gösteren düşünceler zaman zaman insanları etkiledi ve çeşitli ideolojilerin doğmasına yol açtı. Zamanla kapitalizme karşı çıkan kişiler yönetimi ellerine aldılar ve kendilerince ideal olan düzeni kurmak istediler. Bunun sonucunda Çin, Sovyetler Birliği, Küba gibi ülkeler komünizmin en büyük temsilcileri oldular. Lakin hep karşı çıktıkları “vahşi ve adaletsiz” düzeni yıkıp gücü ellerine aldıklarında insanlık tarihinin en büyük katliamlarını yaptılar ve en büyük adaletsizlikleri yaşattılar. Bugün pratik olarak komünizmin değerlerini uygulayan neredeyse hiç bir ülke kalmadı. Kapitalizm ise dünya ticaretini geliştirmeye, kültürleri bir araya getirmeye, refah sağlamaya devam ediyor. İnsanlar Amerikan Rüyasından bahsediyor ve kendilerine bir fırsat bulabilmek için mücadele ediyorlar. Gelişen ekonomiyle birlikte gelişen özgürlük ortamı da yeni ve parlak zihinleri yaratıyor. Günümüzde durum başta anlattığım benzetmedeki gibi olsaydı gelişmiş ülkelerdeki insanlar en çok acı çeken insanlar olmaz mıydı? Ve dünyanın farklı yerlerinden yüz binlerce insan kendi evlerini bırakıp bu ülkelere kaçmaya çalışır mıydı?



