En Büyük Bayramımız Kutlu Olsun!

Her yıl coşkuyla bayramını kutladığımız şarkılar ve marşlar yazdığımız cumhuriyetin varlığını gündelik hayatımızda pek hissedemiyoruz. Oysa ki cumhuriyet yaşamlarımız için vazgeçilmez unsurlar içeriyor. Yani burada sadece bir idare biçiminden bahsetmiyoruz. Bizlere ilkokulda ‘cumhuriyet, halkın kendi kendini yönetmesidir’ cümlesi ezberletilmiş ve bu tanım sanki cumhuriyet bundan ibaretmiş gibi aklımıza kazınmış olsa bile, cumhuriyet hayatımızın her noktasında bize dokunmaya devam etti.

Cumhuriyet fikri antik medeniyetlerden beri savunulan ve tartışılan bir konu olmuştur. Yönetimin, belirli kişiler, zümreler veya sınıfların elinde değil, doğrudan halkın elinde olması idealine dayanır. Halk egemenliği anlayışı Fransız Devriminden (1789) sonra tüm dünyada yaygınlaşmaya başlasa bile aslında cumhuriyet kavramı çok daha eskilere uzanmaktadır. MÖ 509 yılında kurulan Antik Roma Cumhuriyeti ve yine eski zamanlarda kolektif olarak yönetilmiş birçok devlet buna örnektir. Fakat bu cumhuriyetler günümüzdeki modern anlamıyla farklılık göstermektedir. Orta Çağın sonlarına doğru mutlak monarşiye ve onun halk üzerindeki baskılarına karşı olan tutumlar arttıkça modern cumhuriyet fikirleri önem kazanmaya başladı. 19. yüzyılın başlarında Avrupa’da bir kaç tane olan cumhuriyetler günümüzde bir kaç ülke hariç tüm kıtaya yayıldı. Zaten hala var olan monarşiler de mutlak gücünü kaybetti ve sadece temsili olarak varlıklarını sürdürüyorlar.

Mustafa Kemal Atatürk, yeni kurulan Türk devletinin yönetim biçiminin cumhuriyet olmasına 28 ekim günü bir akşam yemeğinde aniden karar vermemiştir. Bunu milli mücadelenin başlarından ve belki de çok daha önceden arzuluyordu hatta planlıyordu. Cumhuriyetin bu ülkenin yönetim biçimi olmasına karar verirken dayanak aldığı şey halkın yapısı ve bu milletin geleceğine dair beklentileriydi. İlhamını şüphesiz medeniyetin ışığından almıştı ve milletini de bu ışıkla aydınlatmak istiyordu. Mustafa Kemal Atatürk, devletin yönetim şeklinin cumhuriyet olmasına ilişkin kanun teklifi kabul edildikten ve kendisinin oy çokluğu ile ilk cumhurbaşkanı olarak seçilmesinin ardından şu konuşmayı yaptı:

“Arkadaşlar; bu yüksek rejimi yaratan Türk milletinin son dört yıl içinde kazandığı zafer, bundan sonra da birkaç misli olmak üzere kendini gösterecektir. Bendeniz, kazandığım bu güven ve itimada layık olmak için pek önemli gördüğüm bir noktadaki ihtiyacı arz etmek mecburiyetindeyim. O ihtiyaç, yüce heyetinizin şahsıma karşı gösterdiği sevgi, güven ve desteğin devamıdır. Ancak bu sayede ve Tanrı’nın yardımıyla, bana verdiğiniz ve vereceğiniz görevleri en iyi şekilde yapabileceğimi ümit ediyorum.”

Bu sözler tam yüz yıl önce söylenmiş olmasına rağmen daha dün gibi yeni ve yarınlar için umut dolu hissettiriyor. Devrimler sadece başlar, bitişi diye bir şey yoktur ve medeniyet yolunda tek yol ilerisidir. Ben şahsen ve bu millet -hatta tüm dünya medeniyetleri- adına böyle bir ilham kaynağımız olduğu için şanslı ve umutlu hissediyorum.

Atatürk’ün uzun ve zorlu yolculuğunu anlattığı Nutuk eseri cumhuriyetin ilanından biraz sonrasında tarihsel olarak bitiyor. Lakin cumhuriyet, sayfalara ve ciltlere sığmayacak kadar uzun ve önemi okuyarak anlaşılamayacak kadar derin. Kişisel hak ve özgürlüklerimiz, milli egemenliğimiz, ekonomik bağımsızlığımız, hakkımız, hukukumuz ve yaşamak için ihtiyaç duyduğumuz can suyumuz için cumhuriyeti de yaşatmalıyız. Çünkü cumhuriyetin öncesinde kan, ter, zorluklar ve kayıplar varken; geleceğinde umut, özgürlük ve mutlu yarınlar vardır. Ulu Önder Atatürk’ün “En Büyük Bayram” olarak tanımladığı 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız yüzüncü senesinde kutlu olsun! Nice yüz yıllara…

“Cumhuriyet düşüncede, bilgide, sağlıkta güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister.”

“Nezaketin korkaklık sayıldığı coğrafyalarda cumhuriyet, nazik kalplerin cesaretidir.”

“Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir”

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top